CANLI YAYIN


Dinliyemiyorsanız buyurun

ile dinlemek isterseniz
Tıklayınız

 


Mersin Üniversite’sinde Demokrasi Var mı?

Üniversiteye 1983′de başlamıştım. 12 Eylül 1980 darbesinin izleri henüz tazeydi. Bazı kentlerde “sıkıyönetim” sürerken benim okuduğum kentte “olağan üstü hal” vardı. 80 sonrası öğrenci hareketlerinin başlaması için bir kaç yıl daha geçmesini beklememiz gerekiyordu. 1984′de bir dersi iki yıl üst üste geçemediği için okuldan atılan öğrencilere ilişkin yeni açılan TBMM’ye göndermek için toplanılan imzalar bile “gizli saklı ” toplanılabilmişti. Olur ya biri şikayet ederse her an gözaltına alınabilirdiniz! Gözaltının sonrasını ise herkes biliyordu! Günlerce hücrelerde kalma, işkence, örgüt bağlantısı arama, tutuklanma! Şanslıysanız yaptığınız işin demokratik bir tepki olduğunu anlatabilirdiniz savcıya, hakime… Şanssızsanız içerde dostlarınıza anlatırdınız artık derdinizi…  Öğrenci Derneklerini kurduktan sonra 1986 yılında okulda gerçekleştirmek istediğimiz imza kampanyasına bir kaç “gözü kara” arkadaş dışında kimse imza vermiyordu! “Vize sınavlarının bir hafta içinde değil, iki hafta içinde yapılması, yemekhane koşullarının düzeltilmesi, yeni taşındığımız kampüse ulaşmak için otobüs sayısının artırılması” gibi öğrencilerin tamamını ilgilendiren bir konuda bile kimseden imza alamıyorduk! İmza vermeyen arkadaşların ana gerekçesiyse “toplu imza vermenin suç olduğunu” düşünmeleriydi.  

Çareyi Bursa Barosu’na başvurmakta bulduk. Baroya yaptığımız başvuruda 1870′li yıllardan beri, Abdülhamit iktidarındayken bile kullanılan (”istida”) dilekçe verme hakkının suç olup olmadığını sorduk. Başvurunun tek tek ya da birlikte yapılmasının suç oluşturup oluşturmayacağına ilişkin “yazılı” yanıt istedik! Yazılı istedik çünkü yasalara göre dilekçe vermenin suç olmadığını zaten biliyorduk. Ama “korkarak” dilekçeleri imzalamayan arkadaşları ancak yazılı belgeyle ikna edebileceğimizi düşünüyorduk. 

Baro’nun verdiği yazılı yanıtı tek tek fotokopiyle çoğalttığımız dilekçelere ekledik ve o dönem için mucize sayılacak kadar çok imza topladık. 1500′den fazla öğrenci dilekçeleri imzalamıştı. Okula devam eden öğrencilerin büyük çoğunluğu kendi sorununa sahip çıkmıştı. Binlerce öğrenci arasından 7 kişilik dernek kurucusunu bir yılda zor bulmuş olan “dernekçiler” olarak büyük sevinç yaşıyorduk! 

Sanki gizli bir örgüt kuruyor gibi uzak öğrenci evlerinde defalarca toplanarak 7 kişiyi aramıştık. 80 öncesinin devrimcileri tamamen tırpanlanmıştı. Onlar dernek kurucusu olmak yerine “özel tip cezaevlerinde” yatıyorlardı. Yılları bulan ağır cezalar sırtlarındaydı. O dönemden kalan ve cezaevine girmemiş bir kaç kişiyse tedirginginliklerinden dolayı kurucu olmuyorlardı. Yeni öğrencilere ise bir öğrenci derneğinin gerekliliğini anlatmak ve korkularından sıyırarak ikna etmek gerçekten güçtü. 

Dernek başvurusu yapılmaya gidildiğinde Bursa Emniyeti Siyasi Şube Müdürlüğü’nde yediğimiz fırçaların haddi hesabı yoktu! ”Dernek kurupta ne yapacaktık?”, “12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorduk?”, “eğer siyasi bişey görürlerse kafamızı kırarcaklarından haberimiz de olmalıydı”! 

Siyasi şube müdürünün öfkesini, 18 yaşında bir gencin heyecanıyla yaşamıştım! Ne o öfkeyi unuttum, ne de sonradan defalarca karşılaştığım müdürün adını: Yusuf İlhan! Öğrenci Derneği yöneticisi olarak unutmadığım bu isme yıllar sonra basında rastladım! Yusuf İlhan tutuklanmıştı! Gerekçe ! Bize siyaset yapmayın nasihatlarını öfkeyle veren müdürümüz Erol Evcil ve Alaatin Çakıcı ilişkisine bulaşmıştı. Erol Evcil’in korumalığını yapıyordu! Meğer müdürümüz sadece solcu öğrencilerle ilgilenmiyormuş! O dönem bizimle aynı okulda okuyan Erol Evcil’le dostluğunu geliştirmiş! Öyle dost olmuşlar ki mafya ilişkilerine bulaşmak bile dostluklarını bozmamış! 

Bu kadar uzun bir girizgahı sözü Mersin Üniversitesi öğrencilerine getirmek için yaptım. Yıllar sonra Mersin’de üniversite öğrencilerinin hem saldırıya uğrayıp hem tutuklanıp hem de okuldan atılmalarını gördüğümde kendi öğrenciliğim geldi aklıma. Ben de defalarca uzaklaştırılmıştım okuldan. Ama her seferinde yargı kararıyla dönüyordum okula. Mersin’de genç arkadaşlar okuldan atıldığında İdare Mahkemesi kararıyla büyük olasılık okula dönecekleri belliydi. 

Olay öylesine barizdi ki… Okula dışarıdan gelen bir grup, sopalarla kendileri gibi olmayan herkese saldırmıştı. Uzun saçlı ve küpeli erkek öğrenciler, mini etekli kız öğrenciler, solcu “tipli” öğrenciler, Kürt olduğu varsayılan öğrenciler ve okulda demokratik tepki eylemlerinde önde olan bütün öğrenciler saldırıdan nasiplerini almıştı. Saldırganlar arasında “ülkü ocakları” üyesi öğrenci olmayan kişiler de vardı. Hatta arabasında “Reis Çatlı” çıkartması bulunan bir taksicinin de saldırganlar arasında olduğu iddia ediliyordu. 

Saldırıya tepki için basın açıklaması yapan grup bir kaç gün önce saldıran grubun içinde görülen bir öğrenciyi basın mensuplarının önünde yakalıyor ve basına teşhir ediyordu. Yakalanan Meslek Yüksek Okulu öğrencisi ülkücünün üstünden çıkan bıçak (kama demek daha doğru ) polise teslim ediliyor ve saldırıya uğrayan öğrenciler haklı olarak şunu soruyorlardı rektörlüğe: “Özel güvenlik birimleri ve çevik kuvvet polisleri arasından bıçaklı saldırganlar okula nasıl giriyordu?” Rektörlük bu soruyu yanıtlamazken cevap basın açıklaması yapan grupla polis arasında yaşanan arbededen çıkıyordu. 

Çok sayıda öğrenci yaralı olarak yakalanıyor, üniversitedeki bazı binaların camları kırılıyor ve 70 civarında öğrenci gözaltına alınarak tamamlanıyordu operasyon! Öğrencilerin okula zarar verdiği, öğrenim özgürlüğünü engellediği iddia ediliyor ve bu gerekçelerle 12 öğrenci tutuklanıyordu. 

Öğrencilerin bir kaçı ilk duruşmada diğerleri ikinci duruşmada serbest bırakılırken okula zarar verdiği camları kırdığı iddia edilen öğrencilerden birinin savunması ilginçti. Baran Bozkurt adlı öğrenci mahkemede yaptığı savunmada camları kimin kırdığını şöyle anlatıyordu: “Biz saldırıdan kaçıp okulun içine sığındık. Camların kırıldığı ve kırılan camların nereye düştüğünü fotoğraflar ve görüntüler kanıtlıyor. Eğer biz içerden camları kırsak camlar dışarıya doğru savrulurdu. Dışardan içeri doğru kırıldığında ise camlar içeri düştü!” 

Baran Bozkurt’un kendi okuduğu alanla ilgili bazı bilimsel verileri de ekleyerek yaptığı savunma camları kimin kırdığını, üniversite binalarına kimin zarar verdiğini anlatması açısından ilgi çekiciydi. Öğrencilerin tutuklanması ve mahkeme süreci Mersin’de geniş yankı bulmuş ve özellikle partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri protesto gösterileri yapmıştı. Kurumların tepkisi özellikle saldırganların değil saldırıya uğrayanların tutuklanmasıyla birlikte yoğunlaşmıştı. Mahkeme günleri öğrenciler ve öğrenci aileleriyle polis arasında bir çatışma çıkmaması için çaba harcayan, Mersin Üniversitesi’nin çatışmalarla değil bilimsel çalışmalarla anılmasını isteyen kitle örgütleri temsilcileri bunun ödülünü çok geçmeden aldılar! 

Öğrencilere dava açılması yetmemişti, sıra öğrencilere sahip çıkan kurumlara gelmişti! Aralarında ÖDP, SDP, EMEP, DTP, 78′liler Derneği, Halkevi, SES ve Eğitim-Sen yöneticilerini de olduğu 12 kişiye “suçu ve suçluyu övmek” fiiliyle dava açılıyordu! 

Bu arada Mersin Üniversitesi yönetimi öğrencilerle ilgili yargı kararını beklemeden öğrencilerin bir bölümüne disiplin yönetmeliğinin en ağır cezası olan “yüksek öğrenim kurumundan çıkarma” cezasını veriyor diğer bir grubu okuldan uzaklaştırma cezasına çarptırıyordu. Okula bıçakla girilmesinin önüne geçmeyen üniversite yönetimi yılların emeğiyle üniversiteyi kazanmış gençlerin okuma haklarını bir daha hiç bir yüksek öğrenim kurumuna girememe cezasıyla engelemeye çalışıyordu. 

İdare Mahkemesine başvuran öğrencilerin tamamı “yürütmeyi durdurma” kararı aldılar geçtiğimiz günlerde. Pektörlüğün yaptığı işlemin yürütmesini mahkeme durdurdu. Şimdi uzaklaştırılan gençler okullarına döndüler ve kaldıkları yerden derslerine devam edecekler. Rektörlük ise yüzlerce genci ve ailelerini yaklaşık bir yıldır uğrattığı hak kayıpları ve üzüntüleriyle başbaşa bırakacak! 

İdare mahkemesi öğrencilere yeniden üniversiteli olma şansı tanırken, yargılaması süren öğrencilerin ve kitle örgütü temsilcilerinin mahkemeleri ise ilgiyle izlenecek! Mersin Üniversitesi yönetimi ise ne yazık ki öğrencisine sahip çıkmayan tam tersine öğrenim haklarını ellerinden alan bir yönetim olarak hatırlanacak!

Ethem Dinçer
www.mersinyasam.com den alınmıştır.

“Mersin Üniversite’sinde Demokrasi Var mı?” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

Yorum yapın





ŞOK MEDYA YAYINCILIK TİC. A.Ş
Adres:
İstiklal Cad. Noyan Apt Kat 3, No: 10. Mersin
Tel     :+90 (324) 237 81 69
Fax    :+90 (324) 237 81 70
e-mail:
info@mersinradyoses.com